



Şairin Kayığı
23 Ekim 2026, Cuma, 20:00
Boyoz Akademi Sanat Merkezi
Yazan ve Oynayan: YILMAZ TÜZÜN
Yöneten: YASEMİN ŞİMŞEK TÜZÜN
Beste: YILMAZ TÜZÜN
Işık Tasarım: ALPDOĞAN SELÇUK
Kostüm Tasarım: YASEMİN ŞİMŞEK TÜZÜN
Film ve Afiş Tasarım: İDİL BERK
Genel Özet
Oyun, kendisini “sıradan bir kayıkçı değil, şairlerin yol arkadaşı” olarak tanımlayan bir
anlatıcının gözünden aktarılır. Bu kayık, bilinen anlamda karşı kıyıya yolcu taşımaz;
zamandan ve mekandan azade bir biçimde Türk şiirinin dev isiınlcrini (Can Yücel, Edip
Cansever, İlhan Berk, İsmet Özel, Tomris Uyar, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, Ülkü Tamer ve
Sezai Karakoç) aynı masada buluştunır. Yolcuların bavulları yoktur, yarım kalmış mısraları
ve ceplerinde taşıdıkları çocuklukları vardır. Oyun boyunca bu şairler; şiirin ne olduğunu,
hayati, ölümü, babaları, yalnızlığı ve memleketi kendi benzersiz üsluplarıyla tartışırlar.
Sonunda anlatıcı, aslında bir kayıkçı değil, hafızayı tamir eden bu İnsanların “dinleyicisi”
olduğunu fark eder ve masadaki boş sandalyeyi seyirciye (okura) devrederek oyunu bitirir.
Ana Temalar
• Çocukluk ve Hafıza: Şairlerin yaşları kaç olursa olsun, gittikleri her yere
çocukluklarını götürdükleri vurgulanır, Şiir yazmak, bir anlamda “hafızayı tamir etme”
ve “eve dönme” çabasıdır.
• Eksiklik ve Yaralar: Şairlerin ortak paydası aynı dili konuşmaları değil, aynı yaraya
sahip olmalarıdır. Şiir, konuşarak anlatılaınayanın yazıya emanet edilmesi ve İnsani
eksikliklerin dışavurumudur.
• Baba Figürü ve Geçmiş: Oyunda şairlerin sesinin değiştiği, ortak bir sessizliğe
gömüldükleri an “babalar” konusunun açıldığı andır. Geçmişle, köklerle ve kayıplarla
hesaplaşma merkezdedir,
• İletişim ve Yalnızlık: Şairlerin birbirleriyle kavga eder gibi görünseler de Aslında
birbirlerinin yalnızlığını yoklamak ve bir arada kalmak için konuştukları anlatılır.
Oyundaki Karakter Dinamikleri (Sairlerin Dünyası)
Metin. şairlerin edebi kimliklerini ve karakterlerini çok net çizgilerle sahnede birer çatışma unsuru halinc getirir:
• Can Yücel: Öfkesi bir sevme biçimi olan, küfrederken bilc İnsanı seven, lafını
esirgemeyen patlayıcı güç. Yürüyüşü bile İsyan eden, “insan yazabildiği İçin değil,
dayanamadığı İçin yazar” diyen figür.
• Edip Cansever: Masadaki boş sandalyeye (eksik olanlara) bakan, İçsel, acele etmeyen
ve sessizliği derin olan figür. Eksik olanı herkesten önce fürk eden, “insan en çok
gelmeyenlerle oturur” ve “insan konuşarak anlatamadığını yazıya emanet eder”
anlayışım temsil eder.
• İsmet Özel: Her şeye itiraz eden, fikirleri ayağa kalkıp kelimeleri birer taş gibi
kullanan sert ve sorgulayıcı ses. “Karşı diye bir yer yok, her karşı bir başkasının
burasıdır” ve “şiir İnsanın başına gelir” diyerek ezber bozan tarafı simgeler.
İlhan Berk: Dünyayı yeniden soran, taşa, suya, nesnelere dokunarak onların bakış
biçimini değiştiren föIsefİ yan. Şiirin kelimelerden ziyade bir ‘Vbakma biçimi”
olduğunu hatırlatır.
• Tomris Uyar: Masanın dengesi, erkek şairlerin yüksek sesini kırmadan alçaltan, şiiri
değil “hayatı ve birbirini dinlemeyi” hatırlatan bilge figür.
• Ece Ayhan: Kuralları deviren, düzcnIİ cümlclcrdcn şüphe eden, huzursuzluğu ve
şiirin devlet dairesine / resmi evraklara sığmayan tarafını temsil eden aykırı ses.
• Nilgün Marmara: Kırılganlığıyla denizin bile dönüp kendisine baktığı, sessizliği
konuşmaktan daha yüksek çıkan şair.
• Küçük İskender: Çocuk gibi yürüyüp gözlerinde yaşlı bir adamın gözlerini taşıyan;
masaya yaş farkının oturmadığını gösteren ve acılardan koca bir çocukluk
çıkarılabileceğini fısıldayan ses.
• Ülkü Tamer: Çocukluğun masumiyetini masaya taşıyan, insanın çocukluğunu asla
kaybetmediğini ve bazı şeylerin konuşarak değil eksilterek anlatıldığını hatırlatan şair.
• Sezai Karakoç: İnsanın içindeki kayıp cenneti, İnancı ve umudu simgeleyen; bunca
yazılanın ardından geriye “inşan” kaldığım belirten ve “İnşan kalmanın zorluğunu”
vurgulayan bilge halka.
